Click for books in English

 

kelamullah@gmail.com

Son Güncelleme: 25 Ağustos 2010

Kuruluş Tarihimiz: 27 Eylül 1997


 

 baslik

 

 

İnternet Radyosu


Silsile-i Aliyye (Altın Halka) Büyükleri

 

Esselâmu aleyküm ve Rahmetullâhi ve berekâtühû ...

Fıkhî Konularda Günlük Bilgiler Almak için mail postamıza üye olabilirsiniz; bunun için Dinimiz İslâm gmail grubunu ziyaret edip abone olabilirsiniz.


Her türlü dini sualleriniz için M. Ali Demirbaş Hocamıza mail atabilirsiniz.

 

Hayatınızı değiştirecek kitaplar için tıklayınız

 

 

Online Elifba, Tecvid ve Kur'ân-ı Kerîm Hakkında tüm bilgiler için lütfen tıklayınız

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: En rahat, en huzurlu mümin, kendisiyle hesaplaşandır, başkasıyla değil. Maalesef hep başkasına baktığımız için, kendimizi göremiyoruz. Halbuki bize, kendimizi görebilmemiz için ayna veriyorlar. İşte o aynaya bakıp kendimizi görmemiz gerekir. O ayna, imam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerimizin eserleridir. Dolayısıyla o aynaya bakıp, kendisini tanıyanlar kurtulacaktır. Yusuf aleyhisselam Cennet güzeli, insan güzeliydi. Çok sevdiği bir arkadaşı onun ziyaretine geldi. O da ona takılıp sordu:
-Hiç hediyen yok mu?
-Olmaz mı, size lâyık bir hediyeyi aradım vve en sonunda buldum.
-Neymiş o?
-Bir ayna.
-Bu ayna ne işe yarar?
-Güzelliğinizi biz görüyoruz, biliyoruz, amma kendiniz bilmiyorsunuz. Biz yanıyoruz, siz yanmıyorsunuz...
Büyüklerin bizim getireceğimiz hediyeye ihtiyacı yok, ama hediye sevgiyi arttırır. Unutmayalım ki, Peygamber efendimiz de bizden hediye bekliyor, Allahü teâlâ da bizden hediye bekliyor. Sakın onları ihmal etmeyelim. Biz Resulullaha ne kadar salevât getirirsek, verdiğimiz hediyeden dolayı, O da o kadar bizden çok memnun olur. Beş vakit namazı kılarsak, Allahü teâlâ da bizden hoşnut olur. Allahü teâlânın kullarından beklediği beş vakit namazdır. Namazını kılmayan Cenab-ı Hakk’a hediye vermemiş oluyor demektir. Nefes alıp veriyorsak, namaz kılmak zorundayız. Eğer nefes alıp vermiyorsak, namaz sâkıt oldu demektir.
Birisi bir hocaya gelmiş, namazı kılamayacağıma dair bana bir fetva verirsen sana yüz altın vereceğim demiş. Hoca, (Olur, sana bir değil beş fetva vereyim) demiş. (Bunların hangisini yapabilirsen, namaz senden sâkıt olur: 1-Hayvan olursan, 2-Deli olursan, 3-Bebek olursan, 4-Allah muhafaza, mürted olursan, 5-Ölürsen, namaz senden sâkıt olur. Bunların hiçbirine namaz farz olmaz) diye sıralayınca, adam, (Hocam, bunlar bana yaramadı) der ve namazını kılmaya gider.
Velhâsıl mümin, mümin olarak yaşadığı müddetçe namazını kılacaktır. İmam-ı Cafer-i Sadık hazretleri, vefat hâlindeyken doğrulup, hemen buraya toplanın, son sözümü söyleyeceğim diyor. Toplandıklarında, (Sakın namazı ihmal etmeyin. İster talebem olsun, ister akrabam olsun, ister seyyid olsun, namazını kılmayana ceza var) dedikten sonra, kelime-i şehâdet getirip vefat ediyor.
Kusurlu da olsa namaz inşallah kabul olur. Biz yeter ki Allah’a yönelelim. Onun yolunda olalım. Her halükârda kılmaya çalışalım. Namaz kılmak esastır. Kabul oldu mu, olmadı mı diye, Allahü teâlâ ile pazarlık yapmak durumunda değiliz. Kulun görevi emredileni yapmaktır. Kabul edip etmemek, Allahü teâlânın bileceği iştir

 

Sual: Orucun farzları ve oruca niyetin vakti nedir?

CEVAP

Orucun farzı üçtür:

1- Niyet etmek.

2- Niyeti, ilk ve son vakitleri arasında yapmak.

3- İmsak vaktinden güneş batana kadar orucu bozan her şeyden sakınmak.

Ramazanda ve nafile oruçlarda niyetin vakti, güneş battıktan sonra başlar. Son vaktiyse, ertesi günü dahve-i kübra vaktine kadardır. Dahve-i kübra vakti, şer’î gündüzün yani imsak vaktiyle akşam vakti arasındaki zamanın yarısıdır. Bu vakit, Türkiye’de öğleye 60-70 dakika kadar kalan zamandır.

Kaza ve kefaret oruçlarındaysa, akşamdan imsak vaktine kadar niyet edilebilir.

Ramazanda oruca niyet ederken, akşamdan imsak vaktine kadar (Yarın oruç tutmaya), imsak vaktinden sonraysa (Bugün oruç tutmaya) denir. Yanılıp yanlış söylense de, oruç tutulacak gün bilindiği için mahzuru olmaz.

Ramazanda bir aylık oruca toptan niyet edilmez, her gün ayrı ayrı niyet etmek farzdır.

Gece yatarken yemeği yiyip veya yemek yemeden niyet edilse, sonra gece uyanınca, sahura kalkınca yemek yemekte mahzur yoktur. Akşam yemeği yerken niyet etmek iyi olur. Niyetten sonra da, imsak vaktine kadar yiyip içmekte mahzur yoktur. Sahura kalkınca da, daha önce niyet edilmiş olsa da, imsak vaktine kadar yiyip içilebilir.

Ramazanda, (Yarın dişim ağrımazsa oruç tutarım, ağrırsa tutmam) diye akşamdan niyet edilse, böyle şüpheli niyetle oruç tutmak sahih olmaz. Niyetin son vaktinden önce kesin karar vermek gerekir.

Oruç tutmak niyetiyle yatmak da niyettir, sahura kalkılmasa da oruca niyet edilmiş olur.

İmsak, gecenin bitimi, yiyip içmenin yasak olan vaktin başlamasıdır. www.turktakvim.com sitesinde yazılı olan imsak vaktinden önce, yiyip içmeyi kesmeli! Yiyip içmeye ezan okununcaya kadar devam etmemeli. Ezan geç okunursa, suçu müezzine bulmak insanı sorumluluktan kurtarmaz.

Farklı takvim ve imsakiyeler hakkında, www.turktakvim.com sitesinde, Bilgiler kısmında geniş açıklama vardır.

Kefaret gerektirenler

Sual: Orucu bozup kefaret gerektirenler nelerdir?

CEVAP

Şunlardır:

1- Oruçlu olduğunu bilerek yiyip içmek,

2- Cinsel ilişkiye girmek,

3- Ramazanın bir gününde, kaza gereken bir şey yaparak orucunu bozan kimsenin, bu ramazanın başka gününde de bu şeyi, nasıl olsa kefaret gerektirmiyor diye kasıtla yine yapması,

4- Sigara içmek,

5- Gıybet, sürme çekmek ve kan aldırmak gibi, orucu bozmadığı iyi bilinen şeyden sonra, oruç bozuldu sanarak, yiyip içmek.

 

 

Ramazan, hilal görülünce başlar

Sual: Ramazanın başlamasında hesaba, takvime göre mi hareket edilir, yoksa hilalin görülmesine mi itibar edilir?
CEVAP: Hesaba, takvime göre hareket edilmez. Hilalin görüleceği gün değil, doğacağı gün, doğru olarak hesapla tespit edilir, fakat dinimiz, oruca başlamayı ve bayramı, hilalin doğmasına değil, hilalin görülmesine bağlamıştır. Hadis-i şerifte, (Hilali görünce oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın) buyuruldu.
Hilal, ya hesapla bulunan günde veya bir gün sonra görülür. Hesapla bildirilen günden önce asla doğmaz, doğmadığı için de görülmez, çünkü Allahü teâlânın koyduğu nizamda eksiklik, yanlışlık yoktur. Güneşin ve ayın hangi saatte doğup, batacaklarını çok önceden hesapla bilmek mümkündür. Yeni ayın hilali hesapla bulunan zamanda doğar, fakat havanın bulutlu olması gibi sebeplerle bazen doğduğu gün görülmeyebilir. Ramazan ayını tespit için, hilali aramak ve görmek gerekir. Hicri kameri ay 29 gün de çekebileceği için, hilal görülünce Şaban ayının 29’u da olabilir. Eğer görülemezse, Şaban ayını 30’a tamamlamak gerekir. Hilali görmekle Ramazanın başlaması, hesapla bulunandan bir gün sonra olabilir, fakat bir gün önce olamaz, çünkü hilalin hesapla bulunan günden önce doğması ve görülmesi mümkün değildir.
Ramazan ayının her yıl 30 gün çektiğini sananlar da var. Hâlbuki kameri aylar bazen 29, bazen 30 gün çeker. Hep 30 çekse, hicri yıl 360 gün olur. Her yıl, 10-11 gün erken gelmesinin sebebi, kameri ayların bazen 29 çekmesinden dolayıdır.

RAMAZAN AYININ ÜSTÜNLÜĞÜ
Sual: Ramazan ayının fazileti nedir?
CEVAP: Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki:
(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]
(Farz namaz sonraki namaza kadar, Cuma sonraki Cumaya kadar, Ramazan ayı sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]
(Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ. Mansur]
(Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur.) [İ. Ebiddünya]

 

Ey Habîbim, Sen olmasaydın ...

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Allahü teâlâ, Peygamber efendimiz için, (Ey Resulüm, İbrahim'i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiçbir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için, dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım) buyuruyor. Böyle yüce bir Peygamberin ümmeti olmak, en büyük saadettir, çünkü bizden önceki peygamberler bile, bu ümmetten olmak istemişlerdir. Kur'an-ı kerimde bu ümmet için, (Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz) buyuruluyor. Onun için Peygamber efendimize biraz benzemek, Allahü teâlânın rızasını, sevgisini kazanmaya ve günahların affına sebep olur.

Peygamberimize benzemek nasıl olur? Onun getirdiği dine, sünnetine uymak, ona benzemek olur, fakat asıl önemli olan, onun vazifesine yardımcı olmaktır. Peygamber efendimiz İslamiyet'i Allahü teâlânın kullarına tebliğ etmek, yaymak için gelmiştir. İşte kim, her ne şekilde, Peygamber efendimize bu bakımdan benzerse, Onun vârisi, Onun sevgilisi olur. Allahü teâlâ ondan razı olur. Onun için, dinimizi doğru bildiren Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından bir kitap vermeyi, böylece insanların dinlerini doğru öğrenmelerine vesile olmayı az görmemeli. Bu, o yüce Peygambere benzemektir.

Peygamber efendimiz, yalnız ümmetine değil, bütün Peygamberlere de şefaat edecektir. Allahü teâlâ bütün Peygamberlere ayrı ayrı, (Sen kimsin?) diye soruyor.

Âdem aleyhisselam, (Yâ Rabbi, ben Safiyullahım) diyor.

İbrahim aleyhisselam, (Yâ Rabbi, ben Halilullahım) diyor.

Nuh aleyhisselam, (Yâ Rabbi, ben Neciyullahım) diyor.

Musa aleyhisselam, (Yâ Rabbi, ben Kelimullahım) diyor.

İsa aleyhisselam, (Yâ Rabbi, ben Ruhullahım) diyor.

Sıra Peygamber efendimize gelince, (Yâ Rabbi, ben Ebu Talib'in yetimiyim) diyor. Habibullah olduğunu söylemiyor. Bu tevazu, Allahü teâlânın çok hoşuna gittiği için buyuruyor ki:

(Ey Habibim, senin bu tevazuun yok mu, senin bu güzel huy ve ahlakın yok mu, ben sana âşığım. Seni yalnız ümmetine değil bütün Peygamberlere de şefaatçi kıldım. Yalnız ümmetine değil, Peygamberlere de şefaat edeceksin.)

(Herkesin bir hocası var, beni ise Rabbim terbiye etti) hadis-i şerifini de iyi anlamalı. İslamiyet, Resulullah efendimizin hayatı, sözleri, emirleri ve yasakları demektir. Dini tebliğ eden, Kur'an-ı kerimi, sözleriyle ve yaşayışıyla açıklayan Odur. Bizi böyle yüce bir Peygambere ümmet eden Allahü teâlâya ne kadar şükretsek azdır.

 

 

Kandiller geçidi “Üç Aylar”
 

İnanan mü’minler olarak bizleri manevi zevklere kavuşturan ve fevkalâde hallerin meydana geldiği mübarek günlerimiz, mübarek gecelerimiz ve mübarek aylarımız vardır.
Mübarek günlerimizin başında cuma günü, arefe günü ve bayram günlerimiz gelmektedir. Bir bayram sabahında kılınan bayram namazının, yapılan bayram ziyaretlerinin, yine cuma vaktinde toplanıp Yaradan’ın huzurunda makam, mevki gözetilmeksizin saf saf durarak kılınan cuma namazının mana ve önemi hiçbir zaman küçümsenemez. Böylece hem kulluk vazifemizi yerine getiriyor hem de Müslüman kardeşlerimizin hâl ve hâtırını sorma imkânını buluyoruz. Birbirimize de dua etmiş oluyoruz.

MÜBAREK GECELER GELİNCE...
Mübarek gecelere gelince; bu gecelerin başında kandil geceleri gelmektedir. İçinde bulunduğumuz kıymetli aylar, kandil gecelerinin geçit aylarıdır...
Sanki daha dün uğurladığımız üç aylar denen rahmet, bereket, mağfiret ve fazilet mevsimi yine geldi hamdolsun. Mü’minlerin gönülleri gibi gecelerini de aydınlatan kandillerin dört tanesi bu aylar içindedir. Bunların ilki bu gece idrâki ile şerefleneceğimiz receb ayının ilk cuma gecesi olan “Regâib Kandili” gecesidir.
Sevgili Peygamberimiz aleyhisselâm receb ayına girince şöyle dua buyururdu:
“Ya Rabbi! Receb ve şaban aylarını bize mübarek kıl ve bizi ramazan ayına kavuştur.”
Biz de aynı duayı yapacak olursak sünnet-i seniyyeye uymuş ve bu kıymetli ayların bereketine kavuşmuş oluruz.
Bu fırsatlar bir daha ele geçmeyebilir. Bir başka Regâib Kandili daha gelebilir fakat biz görmeyebiliriz. Ölümün ne zaman ve nerede geleceği bilinmez, nefesler sayılıdır. Her nefes alıp verdiğimizde bir sayı azalıyor.

GÜNAHLARIN SONU AZAPTIR!..
Böyle mübarek gecelerde yapılan dualar ve ibadetler, diğer zamanlarda yapılanlardan daha kıymetlidir. Rabbimize açılan eller boş dönmez. Günâhlardan da çok sakınmalıyız. Faziletli zamanlarda yapılan ibadetler kıymetli olduğu gibi günâhları da daha tehlikelidir.
Başka yerlerde kalpten geçirilen günâhlar yazılmaz, yapıldıktan sonra yazılır. Mekke-i mükerremede ise kalpten geçenler dahi yazılır.
Günâhların sonu azaptır. “Sonu ateş olan bir lezzette hayır yoktur“ demişlerdir.
Nefis ve Şeytan’a uyarak işlediğimiz günâhlardan vakit geçirmeden tövbe etmeliyiz. Tövbeyi geciktirmek de günâhtır. Hadis-i şerifte “Helekel müsevvifun“ buyurulmaktadır. Yani, “Sonra tövbe ederim diyenler helâk oldular.”
Beklenmedik bir zamanda Âzrail aleyhisselâmla karşılaşılırsa artık yapılacak hiçbir şey kalmaz.
Tövbenin şartlarını yerine getiren ve samimi bir tarzda tövbe edenin bütün günâhlar affedilir, hiç günâh işlememiş gibi olur.
Receb ayı çok kıymetli bir aydır. Her gecesi kıymetlidir. Her cuma gecesi de kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince daha kıymetli olmaktadır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: “Receb, Allahü teâlânın ayıdır. Receb ayına ikram edene, saygı gösterene, Allahü teâlâ dünyada ve ahirette ikram eder.” Bir diğer Hadis-i şerifte de; “Receb ayının ilk cuma gecesini ihya edene, Allahü teâlâ kabir azabı yapmaz. Dualarını kabul eder” buyurulmaktadır.

KENDİMİZİ HESABA ÇEKELİM!..
Hesaba çekilmeden önce kendimize hesap soralım, kusurlarımızı tesbit ederek onlardan uzaklaşmaya çalışalım. Bol miktarda sadaka verelim, fakirleri sevindirirsek Rabbimiz de bizi sevindirir.
Büyüklerimizi mümkünse bizzat ziyaret edelim, kandillerini tebrik edelim, mümkün olmazsa telefonla bu vazifemizi yerine getirelim.
Büyükleri ziyaret ederken vefât edenleri de unutmamalıyız. Kabirlerini ziyaret eder, onlara okursak ruhları şad olur.
Hayatta olanların yemeye, içmeye olan ihtiyaçlarından daha çok kabirde olanların duaya ihtiyaçları vardır unutmayalım.
Bu mübarek kandil gecesinin ve “Üç Aylar”ın hepimize ve bütün İslâm âlemine hayırlara vesile olmasını temenni ederim...