Click for Serenity Fountain and My Religion Islam in English

 

kelamullah@gmail.com

Son Güncelleme: 2 Şubat 2012

Kuruluş Tarihimiz: 27 Eylül 1997


 

 baslik

 

Huzura Doğru TV

 

İnternet Radyosu


Silsile-i Aliyye (Altın Halka) Büyükleri

 

Esselâmu aleyküm ve Rahmetullâhi ve berekâtühû ...

Fıkhî Konularda Günlük Bilgiler Almak için mail postamıza üye olabilirsiniz; bunun için Dinimiz İslâm gmail grubunu ziyaret edip abone olabilirsiniz.


Her türlü dini sualleriniz için M. Ali Demirbaş Hocamıza mail atabilirsiniz.

 

Hayatınızı değiştirecek kitaplar için tıklayınız

Online Elifba, Tecvid ve Kur'ân-ı Kerîm Hakkında tüm bilgiler için lütfen tıklayınız

Sual: Mevlid okumak bid’at midir?

CEVAP

Selefi denilenler, Resulullah efendimizi öven ve ondan şefaat isteyen Müslümanlara müşrik damgasını basıyorlar. Bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid’at diyorlar. Resulullah’ı övmek bid’at olmaz. Bu övgüden ancak Allahü teâlâyı sevmeyen rahatsız olur, çünkü Allahü teâlâ onu övmekte, (Resulüm biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik) buyurmaktadır. (Enbiya 107)

Erkek kadın karışık olmadan, çalgı, müzik ve başka haram karıştırmadan Allah rızası için okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Ni’met-ül kübrâ, Hadika, M. Nasihat)

 

Mevlid okumak ibadettir

Sual: İmam-ı Şa’rani’nin ve İbni Âbidin’in mevlid okutmaya bid’at dediği doğru mu?

CEVAP

Hayır doğru değildir. Bu Selefilerin uydurmasıdır. Bu iki zat, dine aykırı olarak yapılanlara ve bid’at karıştırılanlara bid’at demişlerdir. İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:

Minarede yakılmak için yağ adamak bâtıldır. Seyyid Abdülkadir’e yağ adarlar da, minarenin doğu tarafına yakılır. Bundan daha çirkini de, minarelerde mevlid okutmayı nezrederler. Hâlbuki bu mevlide çalgı katıyorlar, şarkı ve oyun gibi şeyler karıştırıyorlar. (Redd-ül muhtar)

Demek ki, o günkü mevlidlerde de, bugünkü bazı mevlidlerde olduğu gibi teganni ve uygunsuz şeyler varmış. Onun için bu iki büyük âlime isnat edilen yazılarda, mevlid kötülenmiyor, mevlid cemiyetlerinde işlenen haramlar kötüleniyor. Bugün de mevlidlere bid’at karıştırılıyor. Kadın erkek beraber oturup dinliyorlar. (Böyle mevlid okumak uygun değil) demek, mevlidin kendisi kötü anlamına gelmez. Mevlid, Resulullah efendimizi övmektir. Resulullah’ı övmek ise ibadettir, fakat Selefler bu övmeye bid’at demektedir.

 

Mevlid kandili için oruç

Sual: Mevlid kandili, 3 Şubat Cuma günüdür. Oruç tutmak isteyen tek cuma günü tutabilir mi?

CEVAP

Perşembe-cuma veya cuma-cumartesi günleri tutabilir. Buna da imkân yoksa, o zaman yalnız cuma günü tutulabilir.

Mevlid kandili, Resulullah’ın doğum günüdür. Peygamber efendimiz, pazartesi günü oruç tutardı. Sebebini sorduklarında, (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum) buyurdu. (Müslim, Ebu Davud, İ. Ahmed)


Sevgi, Allah için olur
Bağdat’ta zengin bir tüccarın elli işçisi varmış. Bu tüccar, mübarek bir zatın cömertliğini, iyiliklerini, talebelerinin ve dergâhta hizmetli işçilerinin onu çok sevdiğini duyar. (O zatı yanında olanlar nasıl seviyorsa, ben de kendimi bu işçilerime sevdireceğim, onlara çok para vereceğim, her çeşit yardımı yapacağım) der. Onlara bol maaş, bol yemek verir, onlarla hoş sohbetler yapar, ancak ne yaptıysa, yine hiç kimse onu sevmez.
Bunun üzerine, mübarek zatın o şehirdeki bir talebesine gider ve (Arkadaş, senin hocanın yaptığından da fazlasını yaptım. Ama beni kimse sevmiyor, arkamı dönüyorum, kimse yok. Bu zatın ne özelliği var? Yani bu zat benim verdiğimden daha fazla ne veriyor ki, siz onu deli gibi seviyorsunuz? Ben bu kadar iyilik ediyor, çok şey veriyorum, bugün yüzüme bakıyorlar, yarın yine arkalarını dönüp gidiyorlar. Hâlbuki siz uzakta da onu hep iyilikle anlatıyorsunuz. Bunu çok merak ettim) der. O talebe de, (Efendim, hocama gittiğim zaman bunu anlatır, verdikleri cevabı size söylerim) der. Hocasına gelip durumu anlatınca, hocası buyurur ki:
(Kardeşim, Allah için olan bir işte sevgi olur. Dünya için olan işte sevgi olmaz. O tüccar, dünya için onları besliyor. Dünya için iş yapıyor ve bundan sevgi bekliyor. Sevgi Allah için olur. Dünyanın tabiatında sevgi yoktur. Allahü teâlâ dünyayı yarattığı günden beri, bir defa olsun dünyaya rahmet nazarıyla bakmamıştır. Çünkü dünya, nefs ve şeytanın azmasına yardımcı olmaktadır. İnsanın dünyalığı arttıkça, nefsi kuvvetlenir, gururu, kibri artar, şeytan onu azdırır.
İnsanlar da âhireti bırakmışlar, hep dünyalığı arttırmak için gece gündüz çalışıyorlar. Hâlbuki sıkıntıyı, üzüntüyü, sevgisizliği arttırıyorlar. İki sevgi bir kalbde birleşmez. Bir insanın kalbinde dünya sevgisi varsa, o insanda Allah sevgisi olamaz. Sevimsizleşir. Hem ailesi, hem çocuğu, hem birlikte bulunduğu insanların nazarında daima sevgisizdir.
O tüccar, bir menfaat karşılığı kendisini sevdirmek için uğraşıyor. Ben ise hiç böyle bir şey düşünmeden, sırf Allah için seviyorum. Tabiî sevgi Allah için olunca, bunun sonu, sınırı yok. Dolayısıyla sevginin esası zaten budur. Bu sevgi insan için o kadar faydalı ki, Peygamber efendimiz, (Dünyada Allah için birbirini seven, Cennette de beraber olur) buyuruyor. Benim arzum, beni sevenlerle, benim sevdiklerimle, dünyada da, âhirette de beraber olmaktır.

İnsan, ya nefsi yani kendisi için veya Allah için yaşar. Nefsi için yaşıyorsa felakettir. Çünkü nefis denilen şey, Allah’ın düşmanıdır. Bizi yediren, içiren, besleyen yüce Rabbimizi bırakıp da nefsimiz için yaşarsak, sonumuz felaket olur. Hubb-i fillah ve buğz-i fillah bu dinin esasıdır. Hubb-i fillah dururken gidip de hubb-i nefs yapanı, yani Allah’ın düşmanı olan nefsini sevgili kabul edeni, Cenab-ı Hak nefsiyle baş başa bırakır, sonunda da Cehenneme atar.
Dünyada insanın nefsinden daha ahmak hiçbir mahlûk yaratılmamıştır. Çünkü nefsin her istediği kendi aleyhinedir, yani ateştir. Hem dünyada, hem âhirette dost, ancak Allah için olandır. Menfaat için olan dostlukların sonu mutlaka hüsrandır. Âhirette, bizi kurtaracak olan, ancak Allah için sevgidir.
Kıyamet kopar, terazi kurulur, herkesin hesabı görülürken, bir Müslümanın günahları ve sevabları tartılır, ama hikmet-i ilahi, tam eşit gelir. Melekler, (Yâ Rabbi, buna ne yapacağız?) derler. Allahü teâlâ, (Gitsin, akrabalarından bir sevab alsın, teraziye koyun, Cennete gitsin!) buyurur. Melekler, (Git, akrabalarından bir sevab al gel!) deyince, hemen sevinçle, anne, baba, kardeş, evlat, amca gibi akrabalarına gider. Çok az bir sevab lazım olduğu için pek ümitlidir. Durumu anlatır, (Çok küçük bir sevab verirseniz kurtulacağım) der, hepsine teker teker yalvarır, ancak zerre kadar sevab veren çıkmaz. Hepsi de, (Biz kendi durumumuzdan korkuyoruz) derler. O Müslüman, şaşkın, üzgün, boynu bükük gelir, (Bulamadım) der. Melekler durumu arz edince, Allahü teâlâ, (Dünyadayken onun din kardeşleri de vardı. Gitsin, bir de onlardan istesin!) buyurur. Melekler, (Git, bir din kardeşinden al gel!) deyince, gider bir arkadaşını bulur, (Vaziyetim kötü, çok az bir sevab verirsen kurtulacağım) diye durumunu anlatır. O Müslüman da, (Çok az da ne demek, al, hepsi senin olsun) der. Müslüman hemen sevinerek gelir, sevabları verir ve cennetlik olur. Melekler merak ederler, (Yâ Rabbi, buna sevablarının hepsini hediye eden Müslümanın hâli ne olacak? Bunun hiç sevabı kalmadı) derler. Allahü teâlâ, (Ben o sevgili kulumdan daha cömerdim, ona da hiç hesap sormayın! Kol kola Cennetime girsinler) buyurur.
İşte din kardeşi budur. Onun için dünyadayken ihlaslı, cömert, samimi, birkaç tane de olsa, böyle din kardeşimizin olmasına çalışmalıyız.

Altı  cilt  Mektûbâtın  yâni Mektûbât-ı Rabbâni ve Mektubât-ı Mâsumiyyenin özeti bir cümledir: "Bu yolun büyüklerini tanımak ve sevmek, dünya  ve âhiret  seâdetinin anahtarıdır."

Bir büyük  zât bir talebesine  vazife  verirken; ”Beynime mi girmek istersin, kalbime mi girmek istersin?” diye sormuş. Efendim, farkı  ne  diye sorunca; kalbime girersen âhirete kadar benimlesin. Beynime  girersen, yarın unutabilirim  buyurmuş.

Talebe  bu  sefer;  "Efendim, kalbe girmenin şartı nedir?" diye sormuş.

Şartı  ikidir: Kimseyi bana şikâyet  etmeyeceksin  ve  kimse de  seni bana şikâyet etmeyecek; çünkü orada sen beni temsil ediyorsun.

Yolumuz almak değil; vermek  yoludur, yük olmak değil;  yük almak yoludur, sıkıntı  vermek  değil;  sıkıntı çekmek yoludur. Hep  sen  sîneye  çek, kimseyi  şikâyet etme! Öyle yaşa, öyle hareket et ki, kimse de seni şikâyet etmesin.
İnsanlar zor zamanlarda, zor ile karşılaştıklarında müdârâ yapamazlar, insanları idâre  edemezler. Böyle zamanlarda herkes içindekini  ve  gerçek yüzünü dışa vurur. Yâni, bencil bencilliğini, fedakâr fedakârlığını, hâin hâinliğini gösterir. Bu problemli zamanlar bir imtihandır. Ve  dünyada hiç bir  imtihanda,  girenlerin hepsi kazanmamıştır. Bazıları imtihandan  başarılı çıkar, bazıları  ise kalır.